1. Haberler
  2. Gündem
  3. CHP Grup toplantısı… Özgür Özel: “Muhalefette bir öz güven patlaması; karşımızdaki iktidarda dizlerin titremesi söz konusu”

CHP Grup toplantısı… Özgür Özel: “Muhalefette bir öz güven patlaması; karşımızdaki iktidarda dizlerin titremesi söz konusu”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Buradan AK Parti'de siyaset yapan ama siyaseti siyaset gibi yapmak isteyenlere söylüyorum. Ya atanmışların ve hanedanın iktidarı için bu ayıba ortak olacaksınız ya da otokrasiye karşı demokrasi mücadelemizde bizimle birlikte olacaksınız. Muhalefette bu ülkeyi yoksulluktan, bu ülkeyi haksızlıktan kurtarmak isteyen, hepsi bu ülkenin demokrasisinden yana olan muhalefette bir öz güven patlaması; karşımızdaki iktidarda dizlerin titremesi söz konusudur. Bir kez daha davet ediyoruz. Hodri meydan, cesaretiniz varsa çıkın karşımıza" ifadesini kullandı.

CHP Grup toplantısı… Özgür Özel: “Muhalefette bir öz güven patlaması; karşımızdaki iktidarda dizlerin titremesi söz konusu”
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(TBMM) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Buradan AK Parti’de siyaset yapan ama siyaseti siyaset gibi yapmak isteyenlere söylüyorum. Ya atanmışların ve hanedanın iktidarı için bu ayıba ortak olacaksınız ya da otokrasiye karşı demokrasi mücadelemizde bizimle birlikte olacaksınız. Muhalefette bu ülkeyi yoksulluktan, bu ülkeyi haksızlıktan kurtarmak isteyen, hepsi bu ülkenin demokrasisinden yana olan muhalefette bir öz güven patlaması; karşımızdaki iktidarda dizlerin titremesi söz konusudur. Bir kez daha davet ediyoruz. Hodri meydan, cesaretiniz varsa çıkın karşımıza” ifadesini kullandı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:

“Yüksek gıda enflasyonunda dünyada 3’üncüyüz. Sayın Babacan’ı ziyaret ettim. O da bir başka bilgiyi hatırlattı. Diyor ki Sayın Babacan: Pandemi oldu, dünyada gıda enflasyonu oldu. Ve dünya gıda enflasyonu gerçeği ile tanıştı gerçekten, diyor. Pandemiden bugüne dünyadaki gıda enflasyonu ortalaması yüzde 45. Pandemiden bugüne. Türkiye’de pandemiden bugüne gıda enflasyonu yüzde 850. Ve tek sebebi kötü yönetim. Adını bildiğiniz bilmediğiniz bütün ülkeleri düşünün. O sıralamada en kötü yerdeyiz. Sondan 3’üncü noktadayız. Yani Zimbabwe geliyor aklına. Onun durumu bizden iyi.

“Devletin resmi faizi 37. Bankaların kredi kartının borcuna, gecikmiş borcuna ödedikleri faiz yüzde 95 durumunda”

Küba bizden iyi. Libya bizden iyi. İran’la Güney Sudan dışında gıda enflasyonu bizden yüksek ülke yok. Ve bu ülkede yılın ilk iki ayında çiftçiye destekleme veriliyor: iki milyar lira. Peki yılın ilk iki ayında faiz ödeniyor: 640 milyar lira. Türkiye’deki bütün çiftçilere verilen desteklemenin 320 katını faize ödemiş bir ekonomi ile karşı karşıyayız. Merkez Bankası politika faizi yüzde 37. Vatandaşın devlete olan borcunun gecikme faizi yüzde 44,5. Vatandaşın devletten alacağına uygulanan faiz yüzde 24. Ancak vatandaşın kredi kartı ya da kredili mevduat hesabından çektiği, yani para bitmiş, maaş bitmiş, ayın bitmesine 10 gün kalmış, alışverişi yapmış, kredi kartı çekmiş. Ya da banka kartını sokmuş, kredili mevduat çekmiş. Buna uygulanan faiz bileşik yüzde 95. Devletin resmi faizi 37. Bankaların kredi kartının borcuna, gecikmiş borcuna ödedikleri faiz yüzde 95 durumunda. Öyle bir noktadayız ki artık vatandaşın borcu borçla çevirmesinin mümkün olmadığı, aksine bunun sanki sanal kumar çetelerinin eline düşmüşçesine bir felaketi yarattığı bir sürecin içindeyiz.

“Önümüzdeki günlerde ziyaretlere devam edeceğiz”

Böyle bir atmosferde, bayramda genel başkanların tamamıyla telefonda konuşmuştuk. O zaman ülkenin durumunu değerlendirmek üzere genel başkanlardan randevu isteyeceğimizi söylemiştik. Sonra çıktık geldik ve ardından belediyelerimize ve partimize yeni saldırılarla karşılaştık ve bunun devamında genel başkanlara ki şu ana kadar 12 genel başkanla, 13 partinin üzerinde mutabık olduğu belli bir noktadayız. Ancak Meclis’te grubu bulunmayan, ziyaret etmemiz gereken belli siyasi partiler var. Onları da önümüzdeki günlerde, en geç 15 gün içinde ayrı ayrı ziyaretlerde bulunacağız. Ama Meclis’te grubu olan, milletvekili olan, bir önceki dönem Meclis’te grubu bulunan partilerle ya da milletvekili olan partilerle, kendileri parlamenter olmuş genel başkanlarla görüşmeler yaptık.

“AK Parti’nin ak saçlıları, ‘Melih Gökçek yargılanmadıktan sonra hiçbir belediye başkanına yargı bu soruları soramaz’ diyor”

Bu görüşmelerin en önemli kısmı hiç şüphe yok ki ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz kısmıydı. İran meselesine karşı alınması gereken kısa, orta, uzun vadeli tedbirleri, önerilerimizi, projelerimizi, bizi anlatan Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin oluşturmuş raporu paylaştık. Sayın genel başkanlar kendi çalışmalarından bahsettiler ve partilerin ekonomistlerinin bu ve benzer konularda bir arada çalışmasının, masalar kurmamızın, oturup birlikte karşılıklı heyet ziyaretleriyle, uzman ziyaretleriyle çalışmamızın ve artık yönetilemeyen bu ekonominin çıkış noktasında fikir birliği, iş birliği, güç birliği ve amaç birliği içinde olmamıza yönelik olarak çok kıymetli görüşmelerde bulunduk. Ayrıca ortak bir tespit olarak, hatta milletin ortak bir tespiti olarak, hatta ölçüyü küçültüyorum, AK Parti’ye oy verenlere sorsanız ortak bir tespit olarak AK Parti’nin belediyecilikteki karnesinin ne olduğunu söylerler. ‘Melih Gökçek yargılanmadan kimse yargılanamaz’ diye bir atasözümüz var mesela bizim. Bu atasözünü biz bulmadık. AK Parti’nin ataları, ak saçlıları söylüyor bunu. ‘Melih Gökçek yargılanmadıktan sonra hiçbir belediye başkanına yargı bu soruları soramaz’ diyor. ‘Melih Gökçek Ankara’ya yaptıklarının hesabını vermeden ve imar rantı, rant çeteciliği meselelerine Melih Gökçek bu sorulara yanıt vermeden kimseye sorulamaz’ diyor.

“12 genel başkanla görüştüm, ‘siyasi ahlak yasası! deyince hiç yutkunan olmadı”

Geldiğimiz noktada belediye meclis üyeleri, belediye başkanları, milletvekilleri, parti yöneticileri, bakanlar, Cumhurbaşkanı ve bu siyasilerin temas halinde olduğu ya da üst noktalarda olan tüm bürokrasinin malını mülkünü açıkça bildirmesini, nasıl edindiğini izah etmesini, siyaset finansmanının şeffaf olmasını söylüyoruz. Vallahi 12 genel başkanla görüştüm, ‘siyasi ahlak yasası’ deyince hiç yutkunan olmadı. Hiçbirisi benden de geri durmadı. Madem ki böyle bir mutabakat vardır, partilerle çalışacağız. Grubumuzla çalışacağız. Türkiye’nin önüne bu tartışmaların tamamını bitirecek, öz güveni yüksek, kim siyasette zenginleşmiş, kim siyaseti tertemiz yapmış, bundan sonrasına da kimin taahhüdü temiz siyasetmiş ortaya koyacak bir siyasi ahlak yasa getireceğiz. Yutkunanlara, yutkunanların partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’ne hodri meydan bakalım.

“Günün sonunda hepimiz çıkarız, milletin terazisinde tartılırız ve sonuca razı geliriz”

*]:pointer-events-auto [content-visibility:auto] supports-[content-visibility:auto]:[contain-intrinsic-size:auto_100lvh] R6Vx5W_threadScrollVars scroll-mb-[calc(var(–scroll-root-safe-area-inset-bottom,0px)+var(–thread-response-height))] scroll-mt-[calc(var(–header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]” dir=”auto” data-turn-id=”request-WEB:36a2e6d3-5a64-492c-ad29-d53211252e89-1″ data-testid=”conversation-turn-4″ data-scroll-anchor=”false” data-turn=”assistant”>

Bir ülkenin siyasi partileri elbette yarışacak. Elbette farklı planlarımız, programlarımız olacak. Ekonomide farklı çözüm önerilerimiz olabilir. Tartışırız, seçmen nezdinde yarışırız. Tarım politikalarında farklı düşünebiliriz. Sağlık, eğitim politikalarında farklı öneriler olabilir. Ulaşımda, altyapıda, finansmanında, projelendirmesinde farklı düşünebiliriz. Ama günün sonunda hepimiz çıkarız, milletin terazisinde tartılırız ve sonuca razı geliriz. Demokrasi ve sandık bunun için vardır. Fakat bazı meseleler var ki rekabet değil, onun için birlikte mücadele ve onun için bir toplumsal uzlaşı, toplumsal mutabakat gerekir. Bu ülkede adil ve demokratik rekabet olacak mı, olmayacak mı? Bu ülkede hukukun üstünlüğü olacak mı, olmayacak mı? Bu konuda rekabet olmaz. Bu konuda sandığı alıp gidenlere, yargıyı kendine bağlayanlara karşı ortak mücadele ve biz iktidar olunca o yargıyı biz ele geçireceğiz değil. Biz iktidar olunca bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir bağımsız yargı tesis edeceğiz. Biz iktidar olunca medyayı biz ele geçireceğiz değil. Kısır döngü o, bitmiyor. Biz iktidar olunca kimsenin ele geçiremeyeceği bir basın, bir medya düzeni kuracağız. Bunu tesis edeceğiz demek işte o demokratların birlikte mücadele ve ulaşım alanıdır.

“Ya AK Parti kendi içinde bu demokratik itirazı üretecek, güçlendirecektir ya da bir ailenin hanedanına teslim olup…”

Karşımızda tabiri caiz olsa bir futbol maçı oynarken, maçı takımı kazanınca, golü kendi atınca tribünleri alkışlayan, hakemi tebrik eden, demokrat kesilen ama kaç maç sonra bir kere yenilince, kendi golü atamayıp golü 90’dan yiyince topu alıp kimseyi oynatmayacağım diyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Aslında görev Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genç siyasetçilerinin, siyasetten gelen siyasetçilerinindir. Birisinin Tayyip Erdoğan’ın karşısına geçip, ya ne diyorsun dede, baba, reis, başkan, genel başkan, cumhurbaşkanım nereye götürüyorsun topu? Biz kazanırken iyiydi ya. Bir kere kaybettik. Niye topu kesiyoruz? Sen yorulduysan dinlen, topu ver. Biz maça çıkıyoruz. Belki yeneriz, belki yeniliriz ama kazandığında sevinen, kazandığında tribüne, hakeme methiyeler düzen, kaybettiğinde hiçbirini tanımayan, topu alan kaçanlar olmamalıyız demesi gerekir. Ya AK Parti kendi içinde bu demokratik itirazı üretecek, güçlendirecektir ya da bir ailenin hanedanına teslim olup siyasete gençlik kollarından 18’li yaşlarından beri emek verenlerin bir şey olamayacağı, evlatların, damatların, mahdumların, mahdumelerin; diğer taraftan göze girmek için her hukuksuzluğu yapan atanmışların at koşturacağı bir siyaset olacak. Buradan AK Parti’de siyaset yapan ama siyaseti siyaset gibi yapmak isteyenlere söylüyorum. Ya atanmışların ve hanedanın iktidarı için bu ayıba ortak olacaksınız ya da otokrasiye karşı demokrasi mücadelemizde bizimle birlikte olacaksınız.

“Bu Anayasa’nın altında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası var”

Hepsinin güvencesi burada, bu Anayasa’da. Bu Anayasa malın, canın, namusun, birlikte yaşamanın güvencesidir. Bu anayasada mülk edinme hakkı vardır. Afyonlu amcamın tapusu buna göre basılmaktadır. O tapuyu koydun mu polisin önüne, jandarmanın önüne? O eve dadanan hırsızı, o eve gidip de burası benim diye çökecek adamın alnını Mehmetçik karışlar amcam. Teyzemin torununu kolundan kimse götüremiyorsa, o evladın, o sabinin canı devlete emanettir. Aha bu anayasa sayesinde. Hepimizin namusu, hepimizin bu anayasaya emanet. Kimse haramilere karşı eşini, evladını, kızını, gelinini, çocuğunu koruyacak güçte olamaz. Ama Allah’tan Türk polisi var, Türk jandarması var. Sınırı koruyamazsın. Türk’ün askeri, Silahlı Kuvvetleri var. İşte bu yüzden bu memlekette huzur var. Bu memlekette birlikte yaşama umudu var. Hepimizin borçlu olduğu bu Anayasa’nın altında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası var. Toplum sözleşmesi bunun adı. O yüzden toplanıp da birbirimizin gırtlağına çökmüyoruz. Birlikte yaşama iradesinin kuralların adı. Daha iyisi yazılır mı? Yazılır. Ne zamana kadar? Biz rıza gösterdikçe, biz oy verdikçe o güne kadar herkesi bağlar. Daha iyisini istersek hep birlikte yaparız. Buraya yazarız. Oyunu verir, kitabı basarız. Ama o güne kadar sen ben bu sayfasına inanmıyorum. Gelir alırlar evini elinden. Ben bu sayfasında yokum. Torunu sürükleyerek götürürler. Ben bu sayfasını istemiyorum. Bankaya parayı yatırırsın, geri vermezler. İşte o zaman anayasal düzen gitti mi her şey gider. Bu Anayasa’nın bir maddesinden sen, birinden ben, birinden Sayın Erdoğan vazife alır. Cumhurbaşkanı ile ilgili sayfaya ‘He’ deyip de meclisi yok sayamazsın. Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcılığını kabul etmeyip de öbür sayfadan güç alamazsın. İşte bugün ülkeyi yönetenlerin, güç zehirlenmesine uğramış olanların temel çelişkisi budur.

“Çare erken seçim”

Bugün bir başka örnekle karşı karşıyayız. Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi ‘Can Atalay ihlal’ demiş. Anayasa Mahkemesi Tayfun Kahraman’ı, Gezi tutuklularını sal demişti. Anayasa Mahkemesi Kavala’yı bırak, Selahattin Demirtaş’ı bırak demişti. Birileri benim işime gelmiyor diye o maddeyi tanımazdan gelmişti. Birçok krizin içinde yaşadığımız en derin kriz, anayasayı tanımama krizi. Şimdi geldik, millet yoksulluktan, işsizlikten, sefaletten, her türlü zorluktan yılmış, sesini duyurmak istiyor. Emeklileri çağırıyoruz meydanlara, silme meydanlar doluyor. Gözlerde öfke, hınç; nereye çağırılsa yedi bölgede sesini duyurmaya çalışan emekliler, hakkını alamayan emekçiler, perişan durumdaki çiftçiler, siftahsız esnaflar ve bu şartlar altında milletin bir seçime ihtiyacı var. Erken seçim diyorsun. ‘Yokuz biz.’ diyorlar. Niye? Çünkü şöyle diyorlar. Biz o zaman çok karşı çıktık ama bizler kıl payı farkla o halde değiştirdiler ilgili maddeyi. Diyor ki sen oy vereceksin, beş yıllığına birini seçeceksin. Sonra kenara çekileceksin. Böyle eliyle ittirdiği milletin kendisi. Beş yıl boyunca her şeyi ben yapacağım. Ben söyleyeceğim, ben kararlaştıracağım. Buna bir çare yok mu? Çaresi erken seçim. Hükümet, AK Parti tek başına yetmez ama MHP desteğiyle erken seçimi yapmayabiliyor. Ama bir yandan sürekli millete saldırıyorlar. Milletin sesini duyurmak, erken seçime zorlamak, hiç değilse gidişata milletin itirazını göstermek için açtık, anayasaya baktık. Anayasa’nın 78. maddesi var. Açık net yazıyor.

Diyor ki: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde ara seçime gidilir. Ara seçim seçim döneminde bir defa yapılır. Net yazmış. Bakın bu maddeden bir madde önce, bu 78 ve 77’de TBMM, milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı anda yapılır yazıyor. Bu da yapılabilir değil. Ama birisi ben 77’ye göre cumhurbaşkanı olacağım ama emrettiği gün ara seçimi yapmayacağım diyor. Bu ara seçimin yapılması gereken iller: İstanbul 1. Bölge, Kocaeli, Afyonkarahisar, Kırıkkale, Kastamonu, Adıyaman ve tartışmalı olarak Hatay. Can Atalay milletvekili ise buraya gelmeli, boşsa orada seçim yapılacaksa o zaman Hatay tarafından bir kez daha rekor oyla seçilmesine imkan tanınmalı. Ama bu yedi seçim bölgesinde AK Parti’nin bir özelliği var. 2023 seçimlerinde yetkiyi aldıklarında Afyon’dan Kastamonu’na, Kırıkkale’den Kocaeli’ne, İstanbul 1’inci Bölgeden Adıyaman’a kadar Hatay dahil 7’de 7, 1’inci parti AK Parti. Yani milletvekili çıkaracak parti normalde AK Parti. Ama ‘Gelin ara seçime gidelim’ diyoruz. ‘Yok’ diyor, gündemimizde.

“CHP kurulduğu gün gibi Türkiye’nin birinci partisi”

Neden yok? Güya bir yandan diyor ki: ‘Efendim, biz güçlüyüz. Seçimleri kazanacağız.’ Ömer Çelik diyor ya, seçimlerde büyük bir zafer kazanacağız. Gel, sana seçime girme, sekiz milletvekili daha çıkarma… Madem birincisin ya. Son girdiğin seçimin 31 Mart 2024 mağlubu olmak yerine, bu girdiğin seçimin galibi olma şansını veriyorum. Gelebiliyorlar mı? Gelemiyorlar. Neden gelemiyorlar? Çünkü o seçimi kazanırken ne dedilerse dersini yaptılar. Mülakatı kaldırmaktan tut, emekliliği, asgari ücretliyi enflasyona ezdirmemeden, enflasyonu tek haneye getirmekten tut, tek hane olana kadar emekli ve asgari ücrete yılda dört zam vermekten, gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’i desteklemeyi tarım açığı için vermek sözünden bunun beşte birine geleceğine kadar hiçbir sözlerini tutmadılar. Cumhuriyet Halk Partisi, o günden sonra yapılan hem yerel seçimde hem bütün anketlerde hem de gittiğinde sahada, sokakta, milletin içinde kurulduğu gün gibi Türkiye’nin 1’inci partisi.

“İnönü’nün kaçmadığı bir erken seçimden kaçmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız”

Ama CHP bu seçimi kendi için değil, millet için istiyor. Açık açık söylüyoruz. Bu seçimden 1’inci parti çıkma hevesiyle değil, bu milletin sesini duyurma, erken seçim için ara seçimde bu milletin gerçek duygularını, gerçek beklentisini duyurmak için istiyoruz. Bu konuda gittiğimiz genel başkanlarımızın tamamı, Anayasaya uygun, Anayasa’nın olmazsa olmaz şart olduğunu, seçime hazır olduklarını, seçimin gelmesi gerektiğini net şekilde ifade ettiler. Karşımızda bulunan ara seçim, 1960’dan beri yapılan, Demirel’in kaçmadığı, Ecevit’in kaçmadığı, Erbakan’ın kaçmadığı, Türkeş’in, Özal’ın, İnönü’nün kaçmadığı bir erken seçimden kaçmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Eskiden bu Meclis’te ara denetim imkanları vardı. Gensoru vermek, bakana ya da hükümete karşı. O gensoruyla güvensizlik oyu talep etmek ve bunun sonucunda yeniden bir seçimi getirmek için bir mücadele vardı. Bu imkanları aldılar. Sen bir kez oyu vereceksin, sonra kenara çekileceksin diyenlere karşı Anayasa 78 açıktır. Ancak iktidar partisinde, yani parlamenter sistemde güven oyundan kaçanın, şimdi de öz güven eksikliğiyle seçimden kaçtığını görmekteyiz. Muhalefette bu ülkeyi yoksulluktan, bu ülkeyi haksızlıktan kurtarmak isteyen, hepsi bu ülkenin demokrasisinden yana olan muhalefette bir öz güven patlaması; karşımızdaki iktidarda dizlerin titremesi söz konusudur. Bir kez daha davet ediyoruz. Hodri meydan, cesaretiniz varsa çıkın karşımıza.”

(SÜRECEK)

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
CHP Grup toplantısı… Özgür Özel: “Muhalefette bir öz güven patlaması; karşımızdaki iktidarda dizlerin titremesi söz konusu”
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir